Askerdeki Tuvaletler Alaturka mı? Gündelik Altyapıdan Siyasal Düzenin Anatomisine
Güç ilişkileri çoğu zaman yüksek sesli alanlarda—meclis kürsülerinde, miting meydanlarında, ekran başlarında—aranır. Oysa iktidarın en kalıcı ve öğretici yüzü, sessiz ve gündelik mekânlarda belirir. “Askerdeki tuvaletler alaturka mı?” sorusu, ilk bakışta teknik ya da folklorik bir merak gibi durabilir. Fakat bu soru, kurumların nasıl işlediğini, yurttaşın devletle kurduğu temasın nerede yoğunlaştığını ve meşruiyet denen kırılgan bağın hangi maddi zeminlerde üretildiğini tartışmak için güçlü bir kapı aralar. Tuvalet, bedenin en mahrem ihtiyaçlarını düzenleyen bir altyapıdır; askerlik ise devletin zorunlu, disiplinli ve simgesel en yoğun kurumlarından biridir. Bu iki alanın kesişimi, ideoloji ile pratik arasındaki gerilimi gözler önüne serer.
Gündelik Altyapı ve İktidarın Sessiz Dili
Altyapı, siyasal teoride uzun süre arka plan olarak görüldü. Oysa son yıllarda “altyapısal iktidar” tartışmaları, devletin yurttaşın hayatına nüfuzunu yollar, hastaneler, veri merkezleri ve evet, tuvaletler üzerinden okuyor. Askeri kışlada alaturka tuvaletin tercih edilmesi—ya da edilmemesi—beden politikalarının, hijyen normlarının, modernleşme anlatılarının ve disiplin tekniklerinin somut bir göstergesi olarak okunabilir.
Alaturka tuvalet, “doğal”, “alışılagelmiş”, “yerli” olarak kodlanırken; alafranga tuvalet, “modern”, “batılı”, “konforlu” olarak temsil edilir. Bu ikili karşıtlık, ideolojilerin basit bir yansıması değildir; kurumsal maliyetler, bakım pratikleri, eğitim standartları ve askeri hiyerarşinin beden üzerinde kurduğu düzenlemelerle iç içe geçer. Peki devlet, askerlikte hangi bedeni tasavvur eder? Dayanıklı, itaatkâr, standartlaştırılmış bir beden mi; yoksa bireysel konforu ve sağlığı önceleyen bir yurttaş bedeni mi?
Kurumlar, Disiplin ve Bedenin Yönetimi
Askerlik, modern devletin en klasik kurumlarından biridir. Max Weber’in rasyonel-bürokratik düzeni, Michel Foucault’nun disiplin toplumları ve Giorgio Agamben’in istisna hâli tartışmaları, kışla gibi mekânlarda bedenin nasıl yönetildiğini anlamak için sıkça başvurulan çerçeveler sunar. Tuvalet, bu yönetimin “görünmez” ama etkili bir parçasıdır.
Standartlaştırma ve Eğitim
Askeri kurumlar, büyük kitleleri kısa sürede ortak bir disipline sokmayı amaçlar. Alaturka tuvaletin “herkesin kullanabileceği” varsayımı, standartlaştırma hedefiyle örtüşür. Ancak bu varsayım, kentleşme oranları, kuşak farkları ve sağlık koşulları dikkate alındığında kırılgandır. Standartlaştırma, kimi zaman eşitlik üretirken kimi zaman dışlayıcı olabilir. Bu dışlayıcılık, yurttaşın devletle kurduğu ilişkinin tonunu belirler.
Hijyen, Sağlık ve Kamusal Sorumluluk
Hijyen politikaları, yalnızca teknik meseleler değildir; kamusal sorumluluğun sınırlarını çizer. Askerdeki tuvaletlerin tipi, temizlik sıklığı ve bakım kapasitesi, devletin askerine—dolayısıyla yurttaşına—nasıl bir değer atfettiğini ima eder. Burada meşruiyet, soyut bir ilke olmaktan çıkıp somut bir deneyime dönüşür: “Devlet benim sağlığımı ne kadar önemsiyor?”
İdeolojiler Arası Gerilim: Gelenek, Modernlik ve Güvenlik
Tuvalet tercihi, ideolojik bir bayrak gibi dalgalanmaz; ama ideolojik iklimden etkilenir. Güvenlikçi söylemlerin yükseldiği dönemlerde, “dayanıklılık” ve “kolay bakım” argümanları öne çıkar. Modernleşme anlatılarının güçlendiği anlarda ise konfor ve uluslararası standartlar konuşulur. Bu gerilim, siyasal kararların teknik gerekçelerle ideolojik hedefler arasında nasıl salındığını gösterir.
Güncel siyasal olaylara baktığımızda, kamu altyapısının özelleştirilmesi, bütçe kısıtları ve performans ölçütleri tartışmalarının, en sıradan hizmetleri bile siyasal müzakerenin konusu hâline getirdiğini görüyoruz. Askeri altyapı, çoğu zaman bu tartışmaların dışında tutulur; “güvenlik” perdesi arkasında kalır. Oysa tam da bu nedenle, eleştirel bir bakışa daha fazla ihtiyaç duyar.
Yurttaşlık Deneyimi ve katılım
Askerlik, birçok ülkede yurttaşlığın ritüel bir eşiği olarak görülür. Bu eşikte yaşanan gündelik deneyimler, yurttaşın devlete dair algısını şekillendirir. Tuvalet gibi temel bir ihtiyacın karşılanma biçimi, bu algının şaşırtıcı derecede güçlü bir belirleyeni olabilir. “Bana sorulmadı” hissi, kurumsal sessizliğin yarattığı yabancılaşmayı derinleştirir.
Burada katılım meselesi devreye girer. Askeri kurumlarda katılımın sınırları dardır; fakat tamamen yok değildir. Geri bildirim mekanizmaları, sağlık raporları, birlik içi düzenlemeler, küçük de olsa katılım kanalları açar. Bu kanalların varlığı ve işleyişi, demokratik kültürün kışla duvarları içindeki izdüşümünü gösterir. Katılım yoksa, meşruiyet nasıl üretilecektir?
Karşılaştırmalı Perspektifler: Başka Ordular, Başka Tercihler
Karşılaştırmalı siyaset, tekil örneklerin tuzağından kaçınmayı sağlar. Farklı ülkelerin ordularına bakıldığında, tuvalet altyapısının coğrafya, bütçe ve askeri doktrinle yakından ilişkili olduğu görülür. İskandinav ülkelerinde bireysel konfor ve hijyen standartları yüksek tutulurken, bazı ülkelerde saha koşulları gerekçesiyle daha “pragmatik” çözümler tercih edilir. Bu tercihler, o ülkelerin demokrasi anlayışlarıyla bire bir örtüşmeyebilir; ama yurttaş-devlet ilişkisinin tonunu yansıtır.
Bu noktada provokatif bir soru sormak gerekir: Bir ordunun tuvalet tercihi, o ülkenin demokrasi endeksindeki yerini belirler mi? Elbette hayır. Ama bu tercih, demokrasi kültürünün gündelik hayatta nasıl hissedildiğine dair ipuçları sunar.
Meşruiyetin Maddi Temelleri
Meşruiyet, seçim sandıklarıyla sınırlı bir kavram değildir. Devletin gücü, yurttaşın rızasıyla birleştiğinde kalıcı olur. Bu rıza, çoğu zaman büyük söylemlerden değil, küçük deneyimlerden beslenir. Askerdeki tuvaletin temizliği, erişilebilirliği ve uygunluğu, bu küçük ama etkili deneyimlerden biridir.
Meşruiyetin maddi temellerini ciddiye almayan siyasal analizler, soyutlukta kaybolur. Oysa beden, mekân ve gündelik pratikler, iktidarın en çıplak hâlini sergiler. Bu çıplaklık, rahatsız edici olabilir; ama öğreticidir.
Demokrasi, Eleştiri ve İnsani Ölçek
Demokrasi, eleştiriye alan açtığı ölçüde güçlenir. Askeri kurumların eleştiriden muaf tutulması, kısa vadede düzenli bir görünüm sağlayabilir; uzun vadede ise kurumsal körlük üretir. İnsani ölçek, demokrasinin test alanıdır. Tuvalet gibi “önemsiz” görülen bir mesele, bu ölçeğin ne kadar ciddiye alındığını gösterir.
Kişisel bir değerlendirme yapmak gerekirse, siyasal analizde mizahın ve gündeliğin payını artırmak, iktidarın doğasını daha iyi kavramamıza yardımcı olur. “Askerdeki tuvaletler alaturka mı?” sorusu, gülümsetirken düşündürüyorsa, amacına ulaşmıştır. Çünkü siyaset, yalnızca büyük kararların değil, küçük düzenlemelerin de alanıdır.
Son Söz Yerine: Soru Sormaya Devam Etmek
Bu yazı, kesin yanıtlar vermekten çok, sorular üretmeyi amaçladı. Devlet, yurttaşın bedenine nasıl dokunur? Kurumlar, ideolojileri hangi maddi tercihlerle görünür kılar? Katılım sınırlı olduğunda meşruiyet nasıl inşa edilir? Demokrasi, kışla duvarlarının içinde nefes alabilir mi?
Belki de siyasal bilimin en verimli anları, tuvalet kapısının önünde, gündeliğin eşiğinde başlar. Çünkü iktidar, orada da vardır; sessiz, sıradan ve tam da bu yüzden belirleyici.