İnsanoğlu dünyaya niçin geldi? Üzerine İstanbul’da bir akşam düşünceleri
Centrallife okuyucularına özel bu yazımızda “İnsanoğlu dünyaya niçin geldi” hakkında pratik bilgiler sunuyoruz.
Bugün işten çıkıp eve dönerken yine aynı soru kafamın içinde dönüp durdu: İnsanoğlu dünyaya niçin geldi? Metroda camdan dışarı bakarken, o hızla akan ışıklar, insanların yüzlerindeki yorgunluk, herkesin kendi hayatına gömülmüş hali… Sanki hepimiz bir şeylerin peşindeyiz ama neyin, tam olarak bilmiyoruz.
27 yaşındayım. İstanbul’da yaşıyorum. Hafta içi gündüzleri ofiste bilgisayar başında çalışıyorum, akşamları ise çoğu zaman sessiz bir köşede oturup bu tarz düşüncelere dalıyorum. Belki de bu yüzden bu soru bende biraz fazla yer etmiş durumda: İnsanoğlu dünyaya niçin geldi, gerçekten bir amaç var mı, yoksa biz sonradan mı anlam yüklüyoruz?
Geçmişten bugüne: İnsan hep aynı soruyu soruyor
Aslında bu soruyu sadece ben sormuyorum. İnsanlık tarihi boyunca herkes sormuş. Mağarada yaşayan insan da, antik şehirlerde felsefe yapanlar da, bugün ofislerde çalışan bizler de… Sadece yöntemler değişmiş.
Bir ara bunu düşünürken şunu fark ettim: Tarih boyunca insanlar üç şeye anlam aramış gibi görünüyor. Nereden geldik, neden buradayız ve nereye gidiyoruz. Ben kendi hayatımda da bunu hissediyorum. Sabah işe giderken bile bazen içimden şu geçiyor: “Bütün bunlar neden?”
Belki de insanoğlu dünyaya niçin geldi sorusu, aslında insanın kendini anlamaya çalışmasının başka bir yolu. Çünkü insan kendini anlamadan dünyayı da anlayamıyor.
Günlük hayatın içinde varoluş sorgusu
Geçen hafta ofiste bir toplantı sırasında bir an dikkatim dağıldı. Sunumu yapan kişi grafiklerden bahsediyordu ama ben bir anda pencereden dışarı baktım. Bir adam kaldırımda aceleyle yürüyordu. Elinde poşetler vardı. Muhtemelen marketten dönüyordu.
O an aklımdan geçen şey çok garipti: “Bu adam bugün sabah uyandı, kahvaltı yaptı, dışarı çıktı… Peki o da hiç durup düşündü mü acaba: Ben neden yaşıyorum?”
Sonra kendime kızdım biraz, işime dönmem gerekiyordu ama soru içimde kaldı. Belki de bu tür sorular hiçbir zaman tamamen kaybolmuyor, sadece arka plana atılıyor.
İnsanoğlu dünyaya niçin geldi? Farklı bakış açıları
Bu soruya tek bir cevap vermek zor. Hatta belki de tek bir cevap yok. Ama farklı açılardan bakınca bazı parçalar yerine oturuyor gibi hissediyorum.
1. Yaşamak ve deneyimlemek
Bazen en basit cevap en gerçek olanı gibi geliyor. Belki de insan sadece yaşamak için burada. Hissetmek, görmek, dokunmak, hata yapmak, tekrar denemek…
Mesela dün akşam evde çay içerken pencereden dışarı baktım. Yağmur yağıyordu. Hiçbir özel anlamı yoktu ama o an içimde garip bir huzur vardı. Belki de hayat dediğimiz şey tam olarak bu küçük anların toplamı.
2. Anlam üretmek
Bir diğer düşünce ise insanın kendi anlamını yaratması. Yani belki de evrende hazır bir “amaç” yok, biz onu kendimiz inşa ediyoruz.
İş hayatında da bunu hissediyorum. Sabah 9’da başlayıp akşam 6’da biten bir döngü var gibi görünüyor ama içine küçük anlamlar koymazsan her şey boş geliyor. Bir işi tamamlamak, bir arkadaşla kahve içmek, bir şey öğrenmek… Bunlar küçük ama kişisel anlamlar.
O yüzden bazen düşünüyorum: İnsanoğlu dünyaya niçin geldi sorusunun cevabı, belki de “kendine bir cevap üretmek” olabilir.
3. Bağ kurmak
İnsan tek başına yaşayamıyor. Bunu çok net hissediyorum. Ne kadar yalnız kalmak istesem de bir noktadan sonra insan bir ses, bir yüz, bir temas arıyor.
Geçen gün bir arkadaşım aradı. Uzun zamandır görüşmemiştik. Sadece yarım saat konuştuk ama günümün geri kalanı daha hafif geçti. Bu bile başlı başına bir şey anlatıyor olabilir.
Belki de buraya gelişimizin bir nedeni sadece “var olmak” değil, aynı zamanda birbirimize dokunmak.
Modern hayat ve boşluk hissi
İstanbul gibi bir şehirde yaşarken bu sorular daha da yoğunlaşıyor. Çünkü şehir sürekli hareket halinde. Herkes bir yere yetişiyor, herkes bir şeyler yapıyor gibi görünüyor ama içten içe bir yorgunluk var.
Ben de çoğu zaman aynı döngünün içindeyim. Sabah kalk, işe git, çalış, dön, yemek ye, biraz telefon, sonra uyku… Ve tekrar.
Bu döngü içinde bir an durup “Ben ne yapıyorum?” diye sorduğumda, cevap hemen gelmiyor. Belki de sorun cevapta değil, soruyu sorma cesaretinde.
Boşluk hissi aslında bir uyarı mı?
Bazen bu boşluk hissini kötü bir şey gibi görüyoruz ama belki de o bir işaret. “Bir şeyleri kaçırıyorsun” diyen içsel bir ses gibi.
Geçenlerde eve yürürken kulaklığım yoktu. Şehrin seslerini dinledim. Arabalar, insanlar, uzaktan gelen bir müzik… O an düşündüm: Bu kadar sesin içinde insanın kendini duyması zor.
Belki de insanoğlu dünyaya niçin geldi sorusu, bu gürültünün içinde kendi sesini bulma çabasıdır.
Geleceğe dair düşünceler
Gelecek dediğimiz şey aslında biraz belirsiz. Ama bu belirsizlik hem korkutucu hem de ilginç.
Kendi hayatımda da geleceği net göremiyorum. Kariyer, ilişkiler, şehirde kalmak mı yoksa başka bir yere gitmek mi… Hepsi havada gibi. Ama bu bile bir tür hareket alanı yaratıyor.
Belki de insanın dünyaya gelişi, sabit bir planı uygulamak değil; sürekli değişen bir hikâyenin içinde yön bulmaya çalışmak.
Teknoloji, hız ve insanın kaybolma riski
Gelecekte hayat daha da hızlı olacak gibi görünüyor. Her şey daha erişilebilir, daha dijital, daha otomatik.
Ama bu hız içinde insan kendini kaybeder mi? Bazen bu korku geliyor. Çünkü hız arttıkça düşünmek için zaman azalıyor.
Belki de en önemli şeylerden biri, bu hızın içinde durabilmek. Bir anlığına bile olsa.
İç sesle yüzleşmek
En zor kısmı belki de bu: Kendi iç sesini duymak. Çünkü orada her zaman net cevaplar yok. Daha çok sorular var.
Ben de çoğu zaman o sorulardan kaçıyorum. Telefonla uğraşmak, dizi açmak, bir şeylerle meşgul olmak… Ama sonunda yine aynı yere geliyorum.
“İnsanoğlu dünyaya niçin geldi?” sorusu geri geliyor. Sanki sabırlı bir şekilde bekliyor.
Bazen cevap değil, arayış önemlidir
Belki de en gerçek düşünce şu: Cevap bulmak zorunda değiliz. Belki de insanı insan yapan şey, sürekli bu soruyu sorması.
Çünkü soru olduğu sürece düşünce var. Düşünce olduğu sürece farkındalık var. Farkındalık olduğu sürece de yaşam sadece otomatik bir döngü olmaktan çıkıyor.
İstanbul’un bir köşesinde, küçük bir odada otururken bunu düşünmek bile garip bir şekilde iyi hissettiriyor.
İç içe geçen hayatlar ve ortak arayış
Şehrin kalabalığına baktığımda herkesin kendi hikâyesini taşıdığını hatırlıyorum. Belki de hepimiz farklı yollarla aynı soruyu yaşıyoruz.
Bir otobüste yan yana oturan iki insan, iki farklı hayat ama belki de aynı iç sorgu. Bu düşünce insana biraz garip bir yakınlık hissi veriyor.
Belki de insanın dünyaya gelişi sadece bireysel bir mesele değil, kolektif bir deneyim.
Küçük anların büyük anlamı
Bazen en basit anlar en çok şeyi anlatıyor. Bir sokak lambasının altında yürümek, sabah kahvesi içmek, bir arkadaşla gülmek…
Bu anlar bir araya geldiğinde hayat dediğimiz şey oluşuyor. Belki de cevap, bu parçaların kendisinde gizli.
Ve belki de sormaya devam etmek, insan olmanın en temel hali.
“İnsanoğlu dünyaya niçin geldi” konusunda merak ettiklerinizi bu yazımızda ele almaya çalıştık. Centrallife okurları için daha fazlası yolda!
Benzer Konular: İnsan hakları Evrensel Bildirgesini kim yazdı ?